11 Temmuz 2009 Cumartesi

Zekeriya Sofrası




























Üstte ,bahçedeki resimler ,kurulan masa Zülfiye arkadaşımın Umre ziyaretine gideceğini duyduğumda gittiğimde kurulmuştu.Büyük incir ağacının altında püfür püfür esen rüzgarda,serinleyerek tıkınmıştık.3 hafta evveldi.Biz köydeyken arkadaşımda mubarek
ziyaretini tamamladı.Bu gün evine davet etti yakınlarını.En alttaki resimde gördüğünüz zengin bir sofrayla karşıladı bizi.Zekeriya Sofrası deniyormuş bu sofraya.41 çeşit çiğ yenen yiyeceklerden oluşuyor.Tuz,şeker,maydonoz,kuruyemiş gibi nice yiyecek.Zülfiye daha önce böyle bir sofrada bulunmuş,''eğer Umre'ye gidersem bende böyle bir sofra kuracağım ''demiş.Dileği gerçekleşince oda böyle bir sofra kurmuş.Eğer sende bir dilek dilemek istiyorsan 41 çeşit yiyecekten küçük parçalar halinde olsa dahi yemek zorundaymışsın.Böyle bir şeymiş işte.Başta Meryem Suresi olmak üzere bir çok sure,dua,selavat okundu.Allah kabul etsin.Pek yaygın değil herhalde,ben duymamıştım.İslami bir açıklaması varmı,öyle bir adet mi bilmiyorum.Ama beraber olmak adına,dualara amin demek adına çok güzel bir gün geçirdim .

09 Temmuz 2009 Perşembe

Rize istikametinden gelen Topçu Ailesi

Bu iki resim Ayder Yayla'sından.12 saat yol yapan Gökhan bir kaçsaat dinlendikten sonra hemen ilk gün çıktı yaylaya.Tabi çocukları don gömlek götürünce dondular tabi. Bir Rize'li olarak ilk defa çıktım yaylaya,bir Cide'li sayesinde.Adam bayıldı ,hala orayı sayıklıyor.Seneye en az 15 gün gidecekmiş.Yaylada da 2 gece kalacakmış.Beni de götürür herhalde.Adam 13 yıl sonra karı köylü oldu anlayacağınız.Resimlerde fena çıkmadı yani.




Bu ev anneannemin evi.Keşke yaşasaydı da tosunun kapıdaki bu psp pozlarını görseydi.Bizinkiler ,internet ortamından biraz zor çıktıkları için her yerde bu şekilde idiler.





Bu köprü Osmanlı döneminde (18.yy ilk yarısında )halk tarafından yapılmış olan Hala(kale) Köprüsü'dür.Resimde görünmeyen köprüye dönen küçük bir virajlı yoluda var.Çevre,dere,ağaçlar,dere kenarlarındaki yabani çiçekler o kadar güzeldi ki anlatamam. Her an yağan yağmur toz moz bırakmamış bitkilerde ,yeşil öyle parlıyor ki .




Resim sıralamalarını iyi yapamadım.Bu muhlamayı Ayder'de yedik.Süperdi.Bizde yıllardır yaparız ama böyle lezzetlisini yememiştim.Ayrıca tavanın dibini kazıyıp yemeyi de ben kaptım.





Ekmeğin büyüklüğünü görüyorsunuz.AA çok büyük olmuş,çocuk bitiremez dedim.Herhalde yayla havasından bir baktım son lokmayı yiyor.







Muhlamayı bu manzarada yedik.








Bu tür köprülere çokça rastlanır buralarda.Tabi çocukların zıplayarak çığlık atmalarını görmeliydiniz











Bu en sevindikleri sahne oldu bizimkiler için.Evde çok isterlerdi böylee karpuz yemeyi de ,tabi ben izin vermezdim.Ay canım çekti yazıyı yazarken,kalkıp biraz karpuz yiyim bari.











Bu bir çeşmenin başında yazıyordu.Zaten konuşmalar süperdi.Bedirhan kendini hala toparlayamadı.Yırmak akayi(ırmak akıyor),habu nedu da gibi lafları dilinden düşürmüyor.










Adacami köyünde oturan annemin teyzesinin evinin karşısındaki Gürgenliler denen komşularının evi.
Ne kadar temiz bakmışlar evlerine.Geçerken dönüp bakmamak imkansız.














Bu evde annemin teyzesi Emriye Teyze'nin evi.10 odalı.200 yıllık diyorlar.Çocukluğumda Rize'ye gittiğimde çok kalırdım onlarda.Tabi o zaman ev çok kalabalıktı.Bekar ablalar filan.Sabaha kadar gülmekten ölürdük.








Mahalleden bir kare.














Bu bank caminin önünde.Ezan yaklaştıkça köydekiler burada sohbet edip ezanı bekliyorlar.Kerem de daldı gitti bir ara.















Burazı anneannemlerin mallarından bir bölüm.Bu eve maran diyorlar.Köye tepeden bakıyor.Arkasında bir ırmak akıyor.Ne korkunç değil mi?Hasan dayım burada ev yapmak istiyor.İyi güzel de korkunç ya.Yengem Bendegül Ablayı düşünemiyorum.Kendisi ıspanaktan böcek çıkınca mutfağı kilitleyip annesine giden bir kişiliktir de.
















Burası da Şahin Tepesi denilen bir yer.Bizim köyün tam karşısında.Öylesine bir gidelim dedik.Gördüğümüz manzarada ağzımız açık kaldı.Gerçi bir Beşiktaş'lı olarak Şahin Tepesi ismini Kartal tepesi olarak değiştiren bizim ergenoslar biraz tantana ettiler ama bu manzarada yedikleri bu dondurma herşeyi unutturdu .




















Bu arada Gökhan yollara bayıldı.Hemen hemen tüm yollar bu durunda.Tayyip Erdoğan ve Mesut Yılmaz'ın bizim köye çok yakın olmasının bir sebebimidir bilemem.















Burası da Andon Ilıcası denilen yer.Soda gibi bir suyu var.Bir yudum içebildim.Doğası çok güzeldi ama.


















Andon Ilıcası'ndan bir bakış.





















Burası da Andon .BU resimden sonra paçaları sıvayıp suya girdi bizimkiler.Tabi buz gibi suda dondular.



















07 Temmuz 2009 Salı

yeşil Rize


Daha yeni geldim.Nerde olduğumu anlamışsınızdır.En son 12 yıl evvel Bedirhan 8 aylıkken gitmiştim Rize'ye.Yıllardır çok uzak deyip erteliyorduk.Gökhan ilk defa gitti.Bayıldı.Bir hafta kesinlikle yetmedi.Çok çok özlemişim orayı.Başka yere gittiğimizde hemen eve dönmek isterdim,buradan hiç dönmeye niyetim yoktu.Detayları ve yeni resimleri başka güne bırakıyorum.İki gündür çamaşır yıka, ütüle,yerleştir işleriyle uğraşıyorum.

15 Haziran 2009 Pazartesi

dikiş mevsimi açıldı








Cumartesi annemdeydim.Bu yaz ilk dikiş açılışını yaptık.Balkondaki iki tane klasik kahve sandalyesi vardı.Tozlanır diye kılıf diktirdi annem.Tabi şimdi ne projeler.dedemlerdeki sandalyelerden tut da taburelere minder,kısaltılacak tüller,süslenecek ayakhavluları vs,vs,vs.Tabi bu arada ''fermar bozulmuş,yenisini dik.babanın eşofmanının paçasını kısalt,şu yastıkların kılıfını daralt'' gibi araya sokuşturulan işler de cabası.Annemin bir sepeti vardır,yazları özellikle ben boşaltırım dikişleri,haftaya o sepeti yine birşeylerle doldurur.Aslında biz annemle bir ekibiz.O organize eder,ben de dikerim.Bana arada kal gelir ,nasıl diksem diye ,annem alır kumaşı cart diye yırtar,beni kendime getirir.Neyse nasıl olmuş kılıflar.İlk olarak sarıları diktim,sonra kirlendiğinde hemen değiştirmek için yedek olarak pembeleri diktirdi.Niye şaşırıyorum ki,3.bir yedek te diktirebilirdi.Bu arada sarı kumaşları geçende kayınvalidem vermişti.Kaç yıldır duruyorlarmış,atıcam,sen yine birşeyler yaparsın diye bana vermişti.Yaa görüyormusun gelini ,gitti anasına kılıf dikti demezler mi adama.Tabi bu lafın gelişi.Kayınvalidem ve annemin ilişkisini Allah bozmasın.

12 Haziran 2009 Cuma

uykucu...


Bu sabah erkenden karne heyecanıyla kalktık.Neyse giyindik filan.Çocukların yatağını topladım ama kendi yatağımı taplamadım.Okuldan gelince hemen yatacağım dedim ama derken okuldan dönünce yapacağım yapacağım işleri düşünmeye başlamıştım bile.Ve okuldan döndük.Ben hiç üşenmeden tekrar yatak kıyafetlerimi giydim ve güm yatağa.Pencereden ılık ılık rüzgar,yatağım tam ortsında ve enine bir şekilde saat 3'e kadar uyumuşum.Kerem ''anne çok acıktım''deyince kalktım artık.Ama çok iyi geldi.Sanki bütün bir yılın temposunun acısını çokardı bu uyku.Önümüzdeki günler için biraz şarj oldum gibi.Temsili olarak Kerem'in sağda solda sızma resimlerinden birini yayınlıyorum.

ilk diploma

Kekoş ilk diplomasını aldı.Arkadaşlarıyla sarışıp,öpüştüler.''artık park yok,dondurma yok''diyor arada.Öğretmenini bir ara kahvaltıya çağıralım dedim.''anne hemen tabanca gibi oyuncakları saklamalıyız''diye panik yaptı.Bu arada Dilber Hanım sınıftaki kırmızı sardunyayı bana hediye etti.İsmini Dilber Sardunyası koyduk Kerem'le. Alttaki resimde Kerem'in mutluluğuna bir bakın.Şeker yiyecek ya...








aferin Bedo

Yasemin Hanım ''çocuklar beni unutmayın''deyince içimiz burkuldu.Hiç unutulur mu ilkokul öğretmenleri.Ben hala anarım kendi öğretmenimi.Bu arada Bedo ikinci dönem tüm 4'lerini 5 yapmış ve taktiri kaptı tabi.Bende ''nede olsa alamaz ''diye bol keseden salladığım karne hediyesini mecburen alacağım.